Okuma Rutinim

Ayrıca bknz. Beyin Ofisi

Okuma rutinimi uzun yıllar içinde oturtabildim. Son 5 yıldır haftada en az 1 bilim kitabını satır satır çalışarak okuyorum. Üstelik gün okumak için sadece birkaç saatim var. Tabi benim en büyük avantajım doğru kitapları seçebilmek, işim gereği onbinlerce kitabın içinde olduğumdan dolayı spesifik kitaplar seçmekte avantajlıyım ama bu ayrı bir konu.

Öncelikle bir yılım haftada 1, haftada 2, haftada 3 kitap okuduğum dönemler olarak değişiyor. Ama sistemi anlamak için herhangi biri için ”haftada 1” kitap okumakla ilgili prensipten başlamak gerekiyor. Bunu uygulayacak olursanız da öyle başlamanızı tavsiye ederim. Bu sistem aynı anda ders çalışmak, dil öğrenmek, videolu ders izlemek gibi her şeye uyarlanabilir. Benim diğer uğraşlarım için de aşağıdaki prensip geçerli ama burada sadece kitaptan bahsedeceğiz.

Öncelikle işi parçalara bölmenin insan beyninin çalışması açısından doğru bir teknik olduğunu bilmeniz lazım. Tek bir büyük parça ile uğraşmaktansa küçük küçük aşamalar hem korteks hem dopamin süreci açısından doğru bir tekniktir. Bu yüzden ana stratejimiz bu; bir kitabı bir haftada bitirmek. Günde 200 sayfa okuyabilen biri olsanız bile bunu yapmayın, tek bir kitabı yüzlerce sayfa okumayın.

Ayrıca bilinçdışı da böyle çalışmaz. O gün okuyacağınızı tadında bırakıp başka işlere odaklanın ve üzerine uyuyun. Rem uykusu o bilgiyi işlesin, kategorilendirsin, tasniflesin. Ertesi gün yeni küçük parçaya geçin. Üzerine uyunmadığı için ders çalışmak ve günlük işler verimsizdir. Uyumak işin en büyük sırrıdır. Bu yüzden küçük parçalara ve günlere bölmek önemlidir. Ben okuyacağım kitapları istesem de o gün bitiremem, tüm işlerim mecburen günlere dağıtılmıştır.

Bir gün açın bir kitaptan yarım saat, 45 dakika veya bir bölüm okuyun. Yeter. Başka işlerle oyalanın, hayatınızdaki işleri halledin, eğlenin ve uyuyun. Ertesi gün tekrar. Böyle böyle pazar gününe kadar geliyoruz. Ben genelde hafta içi bir kitaptan en fazla bir saat, genellikle bir bölüm okurum. Pazar günü ise kitabı bitiririm. Diyelim ki kitap 350 sayfa. Her gün 50 sayfa okuyarak 6 günde 300 sayfa okudum. Son gün 50 sayfa daha okur bitiririm, notlarımı alırım, keyiflenirim.

Bazen kitap 500 sayfa olur, pazar gününe 200 sayfa kalır. Olsun. Pazar günü sınır tanımam, gün içinde birkaç mesai yaptığım olur. Eğer çok bunalırsam ortam değiştirim. Bir cafede bir saat okur, gider gezer, başka işlere bakar, başka cafeye gidip bir saat daha okurum. Bazen böyle bir günde 4-5 farklı mekana dağıttığım olur. Ortam değişikliği olunca beyin rahat rahat işler; en ağır kitaplar bile pazar günü biter. Her pazar sabahı o gün bir kitap bitireceğim duygusu ile uyanırım.

Bu arada hafta içine eşit dağıtmak zorunda değilsiniz. Ben genelde beynin seçmesine izin veririm. Bazen bir kitapta onlarca sayfa su gibi gider, bazen birinde ikinci sayfada başın ağrır. Beynin işlemesi için zaman gerekir. Bu açıdan kitaba bırakmak, beyninize bırakmak daha önemlidir. Aşağı-yukarı her gün bir rutin oturunca hangi kitaptan o gün ne kadar okuyacağını kendi kendine gelli oluyor.

Şimdi, günde sadece yarım saat veya bir saat okuyarak haftalar geçirdiniz. Her hafta bir kitap bitiyor. Bu kadar mı? Hayır. Haftada ikinci kitaba geçiyoruz. İşin büyük kısmı burada. Geniş bir kortekse sahibiz. Bir kitap veya ders o gün aşırı yorsa da, korteksin başka bölümleri hala canlıdır ve hiç kullanılmamış gibidir. Uzak bir konu seçtiğiniz sürece ikinci kitap sanki ilk kitapmış gibi olacaktır. İşte bu şekilde her gün akşam bir kitabı yarım veya bir saat okuduktan sonra ikinci kitaba geçerim. Onu da yarım veya bir saat okurum. Sonuç; pazar günü iki kitap aynı anda bitiririm.

Yani 3 günde bir kitabı, 4 günde bir kitabı değil; her zaman 7. gün iki kitabı bitiririm. Önemli olan budur. Peki üçüncü kitap? Yine aynı şekilde. Her gün üçüncü bir kitap da yarım veya bir saat olmak üzere hafta içine eklenir. Altı gün okuduktan sonra yedinci gün üç kitap aynı anda biter. Bazen böyle günde birkaç saat okuyarak ayda 12 kitap bitirdiğim olur. Bunlar gün boyu çalışıp hatta gece de çalıştığım işlerin ardından birkaç saat okuyarak uyduğum rutinim. Eğer tüm gün okuyabileceğim günler gelirse ve haftada 7 kitap okuyacak beyin enerjim olursa yapacağım yine aynı; her gün 7 kitaptan birer bölüm, 7. gün hepsini bitirmek. (tabi ütopik bir fikir)

Bu arada okumak için ortam değiştirmek fikrim uzun yıllarca önce başladı. Özenle dizayn edilmiş çok şık ofislerim varken bile kitabımı alıp bir cafede yarım saat okumak çok daha işlevsel oldu. Odaklanmak için bu gerekliymiş. Çünkü gün boyu çalıştığınız ortamda bilinçdışı pek çok şeyi işliyor. Ama cafeye gidince yeni bir ortamda o işe odaklanabiliyorsunuz. Bunu keşfetmem de şöyle oldu; ofiste saatlerce ilerleyemediğim kadar bir gün cafede yarım saatte okumuştum. Dahası; ofiste günlerce kitap başına geçemezken rutine oturtunca her gün kitap okumak için cafeye gidebilmiştim. İşte bu sayede son 5 yılı ideal olmak üzere 7-8 yıldır düzenli okuyorum.

Cafede okumanın bir diğer faydası insanlar içinde olmak. Her şeyden önce düzgünce giyiniyor ve düzgünce oturuyorsunuz. Bilinçdışınızın yaptığınız işi ciddiye alması açısından çok önemli şeyler. Ayrıca evde pijama ile yayılmaya oranla oldukça yararlı. Evde ders çalışırken bile dışarı çıkar gibi giyinilmesini öneririm. Ayrıca yalnız başına okumaya oranla etrafta insanlar olması; başkalarının varlığı sayesinde evrilmiş insan beyninin rahatlığı için önemli. Bilinçdışınız, başkalarının olduğu ortamda tavanın çökmesi ihtimalini bile düşünmek zorunda kalmıyor, zira kolektif bilince evrildik.

İşte bu şekilde deneye yanıla, bilimle destekleyerek bir okuma rutini oturttum. Aynısını herhangi bir iş yapan herkese kitap okumak dahil tüm uğraşlarında tavsiye ederim. Bilinçdışının çalışma prensibinden, uykudan, dopaminden (parçalara bölmek), oksitosinden (başka insanların varlığı, sürüde olmak), serotoninden (giyiniş, oturuş), geniş bir korteksten (aynı gün farklı konulara odaklanabilmek) yararlanalım.

 238 ,  3